Merhaba.
Uzun zamandır blog yazısı yazamadığım için yine uzun zamandır üzerinde araştırma yaptığım bir konu hakkında yazı serisi yazmak istedim ki aradan geçen zamanı anlamlı hale getireyim.

Bu serinin konusu başlıktan da anlaşılabileceği üzere sinema terimleri hakkında olacak ve her bir başlığı derinlemesine anlatmaya özen göstereceğim. Zira yaptığım araştırmalarda gördüğüm kadarıyla bu tür bilgiler hep parça parça yayınlanmış ve ne yazık ki bir konu bütünlüğü yok. Her neyse lafı fazla uzatmadan başlayalım…

Öncelikle FPS’in (Frames Per Second) Türkçe karşılığı saniye başına düşen kare sayısıdır. Yani herhangi bir hareketli görüntünün saniye başına gösterdiği kare sayısı bize o videonun FPS’ini vermektedir.
Tarihine bakacak olursak; sinema ilk çıktığında filmlerde ses yoktu ve kas gücüyle döndürülebilen bir makine aracılığıyla art arda görüntüler oynatılıyordu. Böylece hareketli bir görüntü meydana geliyordu. Ancak sinemaya sesin eklenmesi konusu ortaya atıldıktan sonra bu sistemin aynı şekilde ilerleyemeyeceğine kanaat getirildi zira cihaz kas gücüyle çalıştırıldığı için FPS de sürekli değişiklik gösteriyordu ve bundan dolayı da seste kayma meydana gelecekti. Bunun üzerine yapılan çalışmalardan sonra ise en ideal FPS değerinin 24 olduğuna kanaat getirildi çünkü insan gözünü yormayan minimum değer buydu. Elbette daha yüksek değerler de seçilebilirdi ancak bu daha çok film harcanmasına neden olacaktı ve maliyet sorunu baş gösterecekti.

Sinemanın ve ideal FPS değerinin bulunuşunun tarihine de göz gezdirdikten sonra gelelim çok karıştırılan bir konu olan çekim ve gösterim hızlarının ne olduğuna. Çekim hızı dediğimiz şey video kaydı esnasında her bir saniyede çektiğimiz kare sayısıdır aslında. Gösterim hızı ise çektiğimiz bu kareleri saniyede kaçar kaçar harcayacağımızı gösterir. Yanlış bilinen bir konu üzerinden vereceğim bir örnekle bunu daha iyi anlayabiliriz. Örneğin saniyede 100 kare çektiğimizi düşünelim. Gösterim esnasında ise saniyede 25 kare göstereceğimizi varsayalım. Bu durumda çektiğimiz her bir saniye için gösterim anında 4 saniye vakit harcayacağız demektir çünkü elimizdeki 100 kareyi her saniye 25’er kare harcayarak kullandık. Bahsettiğim yanlış bilgi de buradan gelmekte aslında, çünkü telefonlarımızda bulunan yavaş çekim özelliği aslında daha hızlı çekerek görüntüyü elde etmekte ve adının da “hızlı çekim” olması gerekmekte bana kalırsa.

Öte yandan başka bir konuya gelecek olursak ideal görüntü için 24 kare olduğundan bahsettim ancak günümüz sinemalarında genelde bu değerin iki katı ile oynatılır filmler. Çünkü eğer 24 kare olarak gösterilseydi mekanizma kareleri art arda getirdiği için ve her iki kare arasında bir geçiş süresi bulunduğundan o anlarda siyah ekranlar (flicker) görürdük. Bunu engellemek için de her bir kare iki kez çaktırılır ve aradaki siyahlıklar engellenir.

Eveet, gelelim şimdi de en çok karıştırılan konuya, refresh rate ve FPS arasındaki fark nedir? Refresh rate, yani tazeleme hızı aslında ekranın bir saniye içerisinde kaç kez yeniden boyanabildiğini gösteren değerdir. Eski CRT televizyonlarda bu sistem elektronun bir köşeden fırlatılması ve hızlıca ekranı boyamasıyla yani görüntüyü çizmesiyle gerçekleştirilirdi. Günümüzde kullanılan LCD ekranlarda ise ekran içerisindeki floresan içinde bulunan gazlar aracılığıyla kontrollü ve küçük patlamalar gerçekleşiyor ve bu sayede görüntü çiziliyor. FPS ise az önce de bahsettiğim gibi saniyede çektiğimiz kare sayısıdır.
Bu durumda refresh rate/FPS ise bize bir kareyi kaç kez çaktırdığımızın değerini verir. Ancak her ne kadar kareleri ikişer kez çaktırsak da yapı sinemeda olduğu gibi olmadığı için görüntünün çizilmesinin sonlarına doğru başı kaybolduğundan yine siyah kıpraşmalar görüneceği için buna da şöyle bir çözüm üretilmiş. Her bir kare, yatay olarak belirli bir sayıda alana bölünüyor ve ilk çaktırmada tek sayıdaki alanlar çizilirken ikinci çaktırmada çift sayıdaki alanlar çiziliyor. Böylece herhangi bir kıpraşma oluşmadan net bir şekilde görüntü çizilebiliyor, daha doğrusu insan beyni onu öyle kabul ediyor.

Biraz FPS başlığının dışına çıkacağız ancak refresh rate demişken refresh rate standartlarından da bahsetmek istiyorum. Televizyonlar ilk çıktıklarında, elektrikle çalışan cihazlar oldukları için ülkelerin elektrik sistemlerine uygun olarak dizayn edilmelilerdi. Türkiye ve diğer Avrupa ülkeleri 50hz’lik elektrik standardını kullanırken Amerika ve diğer bazı ülkeler ise 60hz’lik elektrik standardını kullanmaktaydılar. Bunun sonucunda da 50hz kullanan ülkeler 25 FPS, 60hz kullanan ülkeler ise 30 FPS ile görüntü sunmak istediler.
Televizyon ayarlarında sürekli görüp anlam veremediğimiz PAL ve NTSC terimleri de buradan gelmektedir. Günümüzde Avrupa ülkeleri PAL (Phase Alternating Line), Amerika ve diğer bazı ülkeler ise NTSC (National Television System Committee) sistemini kullanmaktalar.
Tabii televizyonun çıkmasıyla birlikte ortaya çıkan bu sorun işleri tamamen karıştırdı. Çünkü ortaya 3 farklı FPS değeri çıkıyordu;

  • Sinema için 24 FPS
  • 50hz kullanan ülkeler için 25 FPS
  • 60hz kullanan ülkeler için 30 FPS

Bu sorunu çözmek ve sinemaya çıkan filmlerin televizyonlarda da oynatılması gerektiği için ise bu değerlerin birbirine dönüştürülebilmesi gerekliydi. Avrupa ülkeleri için bu sorun olmadı zira saniyede 24 kare çekilen filmler saniyede 25 kare gösterilerek oynatılabiliyordu. Filmde anlaşılmayacak derecede bir hızlanma oluyordu ancak bu da bir sorun teşkil etmiyordu. Asıl sorun ise 24 kare çekilen bir filmin 30 kareye uyarlanması idi.
Buna çözüm olarak ise 3:2 pulldown sistemi geliştirildi. Bu sistemi bir örnekle açıklayacak olursak; 24 karelik bir filmin iki kez çaktırılarak oynatıldığını ve toplamda 48 hz’lik bir görüntü oluştuğunu varsayalım. Bu sistemde her bir kare, iki kez görüntüleniyor demektir. NTSC sistemine uyarlanırken bir kare iki kez gösterilirken hemen ardından gelen diğer kare 3 kez gösteriliyor. Yani matematiksel olarak düşünecek olursak 24 karenin 12 tanesi iki kez gösteriliyor ve 24 hz’lik görüntü oradan geliyor, geri kalan 12 kare ise üçer kez gösteriliyor ve 36 hz’lik görüntü de oradan geliyor ve toplamda 60 hz’lik görüntü elde edilmiş oluyor.

Aşağıda da 3:2 pulldown yöntemini görsel olarak görebilirsiniz.

3:2 pulldown yöntemi

FPS hakkında öğrendiklerim ve söyleyebileceklerim bu kadar.
Serinin ikinci yazısında görüşmek üzere…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here